Monday, 21 August 2017

A Alıştırma

Cânânı benim sevdiğimi cân bilir ancak - Şerhi

User Rating: 0 / 5

Star InactiveStar InactiveStar InactiveStar InactiveStar Inactive
 

 

İnsanın yaratılışı gereği sevme ve sevilme ihtiyacı duyar. Sevgi denilen mefhumun ana kaynağı kalptir. O yüzdendir ki âşıklar can gözüyle değil, kalp gözüyle severler. Âşık olan sevgisini her ne kadar dile getirip anlatmak istese de, bunu tam manasıyla ifade edecek kudrete sahip değildir. Kalpte gizli kalan duygular olacaktır. Zîrâ, aşkın da bir mahremiyeti vardır. Kişinin gönlünden geçen dilek, her ne ise, bunu, her ne kadar zaman zaman, aşılması güç bir tegafüle sahip olsa da,  ancak sevgili bilir. İnsan, sevdiği kişinin sevgisini hisseder ve sevgili ise sevdiğinin gönlünden geçen duyguları bilir. 

 

Bildim hem akl ile hem ilm ile Hakk’ı

Şöyle bildim onu ki Kur’ân bilir ancak

(Hem akıl hem ilim ile hakikatı öğrendim ve sonra bildim ki hakiki olanı (en iyi) Kur’ân bilir.) 

Beyitteki ifadede şair bize hakikatin hem akıl, hem de ilim ile bulunabileceğini ifade eder. Hakiki ilme ancak bu yolla ulaşılır. Beytin ikinci kısmına geldiğinde, hakikati ancak Kur’ân’ın bildiği ve açıkladığına işaret edilir. Akıl yoluyla Yaratıcı’yı bulma, bize Kur’ân’da yer alan Hz. İbrahim kıssasını hatırlatır. Hz. İbrahim, Yaratıcısını bulmaya çalışırken gökyüzüne bakarak sürekli tefekkür etmiştir. Ayı ve güneşi takip etmiştir. Ayı gördüğünde ‘’Bu, benim yaratıcım olabilir.’’diye tefekkürde bulunmuş, lakin gün aydınlanıp ay batıp gittiği zaman, ayın yaratıcısı olamayacağı kanısına varmıştır. Güneş doğduğunda, ‘’Güneş benim yaratıcım olabilir.’’ diye düşünmüş, ancak akşam olup güneş battığında, güneşin de yaratıcısı olamayacağını anlamış ve: ‘’Lâ uhubbü’l-âfilin.(Batıp giden benim yaratıcım olamaz.)’’ demiştir. Hz. İbrahim’e göre, yaratıcı sonsuz olmalı ve yaratılanlardan üstün olmalıdır. Yaratıcı’yı en güzel ve hakiki şekilde Kur’ân-ı Kerîm açıklar. Burada ilim ve akıl kelimeleri arasında bir tenasüp kurulmuş,  akıl ve ilim yoluyla öğrenilen hakikat ifadesi ile önemli bir telmihte bulunulmuştur. 

 

İbdâl oluben beyliğin eden ârifi gör ki

Bu saltanatın kadrini sultân bilir ancak

(Derviş olduğu hâlde beylik eden ârif kişiye bak,  bu saltanatın kıymetini ancak sultan bilir.) 

Gazelin bu beytini açıklamak için, ‘’İbdâl’’ kelimesi ile başlamak gerekir düşüncesindeyiz. İbdâl, kelime anlamı olarak değiştirmek, tebdil ve tahvil eylemek, birinin yerine diğerini getirmek manasındadır. Derviş olduğu halde, beylik eden ârif kişi ifadesinin, burada tam manası bu yükümlülükleri kavramadan, bilemeden biri ile diğerini yer değiştirmesidir. Bir önceki beyitte zikredilen ilim hakikat ile burada zikredilen ârif kelimesi aklımıza Âlim-ârif ikilisini getirmektedir. Âlim ilmini belli bir eğitimden geçerek öğrenirken ârif Allah tarafından verilen bir ilim ile hemhal olmuştur. ifade ettiğimiz gibi Âlimin ilmi kesbi ârifin ilmi vehbidir. bu söz ifade etmeye çalıştığımız noktayı vurgular niteliktedir. Ancak ârif de Âlim de ilmini netice olarak Allah’tan almıştır. Yaratılan tüm varlıkların Allah’ın zuhuru olduğu kabul edilirse ilmin de hakikatin de saltanatın kadrini anacak sultan bilir. beylik ârif kelimeleri ile tezat oluşturulmuştur. Beylik-saltanat, ârif-sultan kelimeleri arasında leff ü neşr sanatına başvurulmuştur. 

 

Kim aşk denizine dalıp gark olagörsün

Bu aşk denizinin bahrini umman bilir ancak

(Aşk denizine dalıp boğulan kişi görsün ki bu aşk denizinin derya oluşunu umman bilir ancak.) 

Aşkı kendisine yoldaş edinen yolda kalmaz. Aşk denizine dalan kişi orada kaybolsa da boğulsa da bu denizin uçsuz bucaksız oluşunu umman bilir. Aşk denizi derindir. Kişi bu yola girerken bu denizin derinliğini zorluğunu görür. Ancak bu denizi girerek onun bir parçası olmuştur. Parça-bütün ilişkisi vardır. 

 

Ey saki getir devr-i ayağın tozu ile sun ki

Bu devr- ayağın devrini devran bilir ancak içki sunan

(Ey içki dağıtan güzel! Elden ele dolaştırılarak içilen kadehi getir ve dolaştırarak sun. Çünkü bu dolaştırılan içkinin dolaştırılmasını ancak devrederek içenler bilir.)

Ey saki!” ile bir nida yapılmıştır. Ayak kelimesi ile iki anlamda bir kullanım ifade edilmektedir. Ayak hem insana ait bir organ hem de kadeh sunulan bardaklara verilen bir isimdir. İçkini en önemli kısmı kadehin dibinde kalan tortudur. Eskiden bu tortuyu kabında bırakanların tortusunu toplayarak içenler olurmuş. Beyitteki ifade, bunu yapanlar içki içmenin kıymetini bilir diyor, şeklinde izah edilebilir. Bu devrin kıymeti de budur. 

 

İşret meclisine gelip giden meyler içilir

Pinhane çeker şöyle ki şeytan bilir ancak

(İçki meclisine gelip gidenlere sorarsan onlar süzülmüş içkisiyle meşguldür. Bunlar, sadece içki içmekle meşgul olurlar, ancak o kadar gizliden olur ki bunu şeytan bilebilir.) 

Burada şeytan ve gizlilik kelimeleri, vesveseyi akla getirir ve önemli bir telmihte bulunur. Şeytan, Hz. Adem ilk yaratıldığında ona secde etmemiş bunun üzerine Allah onu huzurundan kovmuştur. Şeytan,  Allah’a yemin etmiş ve kullarını kıyamet gününe kadar O’nun yolundan saptıracağına ve sürekli vesvese vereceğine söz vermiştir. Vesvese şeytanın gizliden yaptığı bir durumdur ve vesvese gizli olduğu için, insan bilemez. İçki meclisi şeytanın da bulunduğu bir ortamdır. İçkinin uyuşturduğu bilinç her şeyi yapmaya müsait bir durumdadır.

Önemli bir telmih de, Harut ile Marut olayınadır. Melekler,  Allah’ın yarattığı kulların, O’na karşı günah işlediğini, kendilerinin bunu yapmayacağını söylerler, ancak Allah insanlara nefis verdiğini söyler. Allah’tan dünyaya gönderilmeyi dileyen Harut ile Marut, kendilerine insan nefsi verilerek, dünyaya gönderilirler. İstedikleri zaman, İsm-i a’zam duasını okuyarak tekrar göğe yükselebilmektedirler. Dünyaya indikten bir süre sonra, bu iki seçilmiş melek, bir kadına âşık olurlar. Kadın, evli olduğunu, ancak kocasını öldürmeleri suretiyle onlarla birlikte olacağını söyler. Harut ile Marut bir cana kıyamayacaklarını söyledikleri zaman, kadın bu sefer şart olarak içki içmelerini teklif eder. İçki içmeyi, adam öldürmekten daha hafif bulan melekler, içkiyi içerler ve bütün günahları işlerler. Kadın ise bu iki melekten öğrendiği İsm-i A’zâm duasını okuyarak göğe yükselir. Gökteki Zühre isimli yıldız, göğe yükselen bu kadındır. Cenab-ı Hakk, bu iki meleğe cezalarını, dünyada mı, yoksa ahirette mi çekmek istediklerini sorar. Dünya azabına razı olan Harut ile Marut, Babil kuyusundan baş aşağı asılmak suretiyle, kıyamete kadar cezalandırılırlar.

 

Hiç kimse Nesîmî sözünü fehm edebilmez

Bu kuşdilidir bunu Süleymân bilir ancak

(Hiç kimse Nesîmî’nin sözünün ne anlama geldiğini bulamaz. Bu dil, kuşdilidir ve ancak Hz. Süleyman bilir.) 

Hiç kimsenin Nesimi’nin sözünün anlaşılamaması ifadesi ile döneminde onun savunduğu düşüncenin anlaşılamadığını kastetmektedir. Hurufiliği yaymaya çalıştığı ve savunduğu dönemlerde Nesimi birçok sıkıntıya maruz kalmış ve sonunda derisi yüzülerek idam edilmiştir. Nesimi’nin sözü anlaşılmamasından dolayı kuş diline benzetilmiştir, bunu ancak Hz. Süleyman’ın bunu bilebileceği ifade edilmiştir. Bu ifade Kur’an’da çeşitli ayetlerde zikredilen ve vurgulanan Hz. Süleyman’a verilen ilme işaret etmektedir.

 Yavuz (Fermân) KILIÇ – Kevser BEYAZIT

Leave your comments

Post comment as a guest

0
Extension Restriction Allowed file extensions: bmp, csv, doc, gif, ico, jpg, jpeg, odg, odp, ods, odt, pdf, png, ppt, rar, txt, xcf, xls, zip 0 / 3

People in this conversation

Popüler Yazılar

Dikkat

Burada yer alan bir(kaç) eserin telif hakları size ait veya yasal temsilcisi iseniz ve eserin burada yer almasını istemiyorsanız eserin kaldırılmasını talep edebilirsiniz. Forma ulaşmak için tıklayın.

Osmanlıca Çeviri @osmanlicaci

Sat Nov 05 17:22:35 +0000 2016

Ankara Hüsn-i Hat ve Tezhip Kursu https://t.co/FQuwov76oX
Wed Nov 02 08:38:55 +0000 2016

Yaşayan Hikâyemiz – Günümüz Türk Hikâyesi Üzerine İncelemeler Yayımlandı https://t.co/p1eZvRdKiW

Çankaya/Ankara

Tel.: +90 538 388 3388

Tel.: +90 546 648 2212

osmanlicacinet@gmail.com

Sosyal Hesaplarımız

x